Aşk ve husumet, aynı madalyonun iki yüzüdür. Sevdiğimiz ve bize en yoğun doyumu yaşatan kişi, kimi zaman ihtiyaçlarımıza kayıtsız kalarak ya da sevgi arayışımıza yanıt vermeyerek bizi derin bir hayal kırıklığına uğratan kişinin ta kendisi olabilir.
İşte duygusal ilişkinin en temel paradoksu budur: Kendimizi, hem “haz” hem de “kırılganlık” taşıyan hassas bir konuma yerleştiririz. Aynı ilişki, bizi teskin edebildiği ölçüde, en katlanılmaz ruhsal çalkantıları da geride bırakabilir. Bu yüzden, doyum anlarında sevgi beslediğimiz sevilen nesne, hayal kırıklığı anlarında bizde tiksinti uyandıran kişi hâline de gelebilir.
Bu nedenle, bizi hayal kırıklığına uğratan kişi, zihnimizde en yıkıcı saldırganlıkların ve çatışmaların hedefi hâline gelebilir. Ona duyduğumuz ihtiyaç ve yönelttiğimiz ilgi arttıkça, ona karşı beslediğimiz husumet ve kıskançlık da yoğunlaşır; çünkü o, duygusal varlığımızı sürdürebilmek için ihtiyaç duyduğumuz bir şeye sahiptir. Arzumuz yoğunlaştıkça, onu denetimimiz ve hâkimiyetimiz altına alma isteğimiz de güçlenir. Onun direnci ya da geri çekilişi ise bizi, onu boyun eğdirmeye ve zihnine sahip olmaya yönelik daha da aç bir hâle getirebilir.
Ve kimi zaman korkarız: Zihnimizde ve fantazi alanında sevdiğimiz kişiye yönelttiğimiz bu saldırganlıkların, dış dünyada da ona zarar verebileceğinden korkarız. Sanki bu düşmanca itkiler onu yok edebilir ya da en azından incitip kırabilir gibidir. Böyle bir durumda, onun bizi reddedebileceğinden, bizden vazgeçebileceğinden ya da artık bizi sevmeyebileceğinden endişe ederiz.
İşte bu yüzden, bir anlamda, başka birine duyulan yoğun bağımlılık, ona yönelik husumete karşı geliştirilmiş bir savunmadır. Arzulanan nesneye yönelik potansiyel yıkıcılığımızdan kaynaklanan bilinçdışı kaygı, bizi onunla sürekli bir temas hâlinde kalmaya zorlar; böylece herhangi bir yıkımın gerçekleşmediğinden emin olmaya çalışırız.
Sevilen nesneye ısrarla tutunur, ona adeta yapışırız; sesinin yankısı kulağımızda sürsün, bedeninin sıcaklığını tenimizde hissedelim, gözlerindeki ışık görüş alanımızdan kaybolmasın isteriz. Çözülmemiş yıkıcılık niyetine rağmen, onunla teması sürdürmenin bir yolunu bulmaya çalışırız.
Arzulanan nesneye yapışmak, aslında, diğerinin zihinsel husumetlerimizden sağ çıkmış olduğundan emin olabilmek için verilen çaresiz bir çabadır. Bu güvence, ilişkinin devamlılığını ve sevilen nesnenin varlığını koruyan şeydir.
Çağrışım | Psikanalitik Bakışlar
